Camus, absürt düşüncenin derli toplu felsefi bir temel kazanmasını sağladı. Kabul edersek şayet absürdün bir felsefe olduğunu, feylesofça bir faaliyet sayılabileceğini kurucusu, daha doğru deyişle, düşünceyi absürt’ün kaşifi Albert Camus’dur. Evvela Bulantı’ya göndermeye yapar, hayır Zeki’nin filmi değil, Sartre tarafından roman niyetine yazılan bir düşün deklarasyonu, keza Sartre da Aydınlar Üzerine’de Camus’nun kaleme alıp kağıda döktüğü absürdizmin manifestosunu Sisifos Söyleni’ye gönderme yapar; toplumsal durumlarla içsel durumu arasında çelişki içerisinde kalan aydın üzerine.
Camus, tespitlerini daha da genelleştirir: “Neden yaşıyoruz?” sorgulamasına gömülüp kalan insanın düşün dünyasını deşer. İnsanın “neden” sorgulamasının parçası olduğu zaman ya felsefece intihar yoluna gireceğinin ya da insanlık üzerine örtülen örtüyü yırtıp atabilmek hedefiyle kendini yenilediği ve yeniden gözünü açtığı yeni bir dünyada yaşamını şekilledirecek olduğunu öngörür.
Malum olarak kabul edilmesi gerekir ki, düşünmek insanı bireyleştirir, özgür kılar. İnsanın yaşama azmi düşünerek artar, neliğini düşünerek, kim olduğunu ve kim olmak istediğini düşünerek.